Bozkurt NET{ Bozkurt NET
  Tıklayın kayıtlı kullanıcı olun
Ana sayfa ::Hasabınız :: Forumlar :: Makaleler :: İndir :: İletişim :: KURALLAR
alt1 alt1 alt1
alt1 alt1
alt1
Atatürk
Başbug
Atsız´ın Mektupları
Bozkurt
Tarihte Türkler
Osmanlı Sultanları
3 Mayis
Türk İslam Ülküsü
Ülkücü Hareket
İslam
Türk Büyükleri
12 Eylül
Dokuz Işık
Kızıl Elma
Doğu Türkistan
Türk Dünyası
Şiirler ve Marşlar
Ülkücü Şehitler
Ülkücüye Mektuplar
Sorular ve Cevaplar
Komünizm
Videolar
Müzikler
Postakartı

alt1 alt1
alt1
 Haber :
 Haber Ekle
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Baskıya hazırla
 Üyeler :
 Hesabınız
 Günlük
 Üye Listesi
 Özel İletiler
 ICQ Servisi
 Servisler :
 Kur'an-ı Kerim Meali
 Resim Galerisi
 E-Kart
 Dosyalar
 Müzikli Postakartı
 Cep Melodileri
 İletişim :
 Forumlar
 Bozkurtlar 100
 Bize Ulaşın
 Bizi Önerin
 Dökümantasyon :
 Makaleler
 Fikir ve Tarih Dünyası
 Kısa Nükteler
 Şairler ve Şiirler
 İzlenimler
 Ansiklopedi
 Dosyalar
 Dosya Ekle
 Popüler
 İlk 10
 Bağlantılar
 

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1
AB'YE HAYIR

alt1 alt1
alt1
Makaleler
·Meluncanlar ve Biz
·Türk Tarihi ve Türk Adı
·Amerikan Genç Hristiyanlar Cemiyeti (Y.M.C.A.) ve Amerikan Kolejleri
·SEVR YASALARI MECLİS’TEN GEÇİRİLEREK TÜRKİYE YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞINA BAŞLAMAK MECBURİYETİNDE BIRAKILDI!
·ABD, Alenî Bir Düşman Haline Gelmiştir!
·Dedelerimiz Oğuzlar Çıkmış Yola Aral Kıyısından
·Avrupa Birliğine neden hayır.. Jeopolitik Yaklaşım
·Noel Üzerine
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -1-
·Siyasi Konjonktürde Irak Türkmenleri
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -2-
·Kıbrıs'ın Türkiyesiz AB üyeliği mümkün mü?
·Avrupa Birliği ve Kıbrıs Konusu
·Internet mi, İnternet mi?
·DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK (Gaspıralı ve Türkistan)
·İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ
·Türkler ve İslamiyet
·Alparslan Türkeş'in Din Anlayışı ve İslama Bakışı
·Gök Tanrı
·Şamanizm Meselesi
·Ruhban Okulu neden açılmamalı?
·Ruhban Okulu
·Çanakkale Savaşları
·Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik
· Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Yeni Rusya Çeçen Mücadelesi
·Türkçenin Anadil Olarak Dünyadaki Yeri
·Masonların Kirli İşleri
·Gümrük birliği mi; sömürge antlaşması mı?
·17 Ağustos 1999 Depremi ve gizlenen gerçekler

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1
Bozkurt NET :: Başlığı Görüntüle - 9 IŞIĞIN REHBERİNDE NASIL BİR EKONOMİK MODEL?
  Link 1Ana sayfa | Link 2
Arama       


Bozkurt NET
Bozkurtların Yuvası
 

Forumlar Gruplar Gruplar Hesap Aç Oturum Aç  

Sayfa: 1, 2  Sonraki »  

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa)
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar İleti
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Cum Kas 03, 2006 7:09 pm    ileti konusu: 9 IŞIĞIN REHBERİNDE NASIL BİR EKONOMİK MODEL? Alıntıyla Cevap Gönder

Değerli ülküdaşlarım;
gün,ülkücünün kendisini ispatlama günüdür.Bu yazacaklarım ayni zamanda canımız,kanımız kadar sevdiğimiz partimiz Milliyetçi Hareket Partisi'nin yöneticilerine de bir sesleniştir!
Davamızın başarısının,ölmez Başbuğ'umuzun ortaya koymuş olduğu 9 ışık doktrininin,hiçbir sapmaya uğramadan,tavizsiz bir şekilde uygulanmasından geçtiğine yürekten inanan bir insan olarak feryad ediyorum.Lütfen,partimizi Atatürkçü düşünce derneğine dönüştürmeyin!
Atatürkün koyduğu ilke ve inkilapları unutarak,topuğunun üzerinde 180 derece geri dönmüş Chp' nin durumuna düşmeyin!Gerek Atatürk'ün,gerekse BAŞBUĞUMUZ'UN ortaya koyduğu doktrin arasında çok büyük benzerlikler ve yakınlıklar bulunmaktadır.Bunun en büyük nedeni,binlerce yıllık Şanlı tarihimizin çok iyi değerlendirilerek,milletimizin bünyesine en uygun modelin ortaya konulmasıdır.Geçmişi doğru değerlendirmeden,ders alınmadan hazırlanan bir doktrinin bir milleti başarıya değil,maceralara ve felaketlere sürükleyeceği de çok açıktır.
Çok partili düzene geçilmesiyle birlikte başlayan ve genelde sağ görüşlü hükümetlerin,uyguladığı ekonomik modellerin hiçbiri başarılı olamamış,Türk milleti gittikçe borçlanan ,yardımlara ve hibelere el açmış bir şekilde,bugün içinde bulunduğu ve bağımsızlığımızın baş belası olan borç batağı içerisinde bu gün içinde bulunduğumuz felakete düşürülmüştür.
Bundan ders alınması ve model değişikliğine gidilmesi gerekirken;özellikle Özal'ın Türk milletini alıştırdığı lüks ve sefahat ortamında bu gün uygulanan sistem;millete kurtuluş olarak ,çağ atlamak olarak yutturulmuş;alternatifsiz bir model olarak Chp nin bile bunu kabul etmesiyle;ülkede tek tip bir ekonomik görüş oluşması felaketine sebep olmuştur.İktidara hazırlanan her siyasi parti,öZAL'IN oturttuğu bu adi modele bağlığını ortaya koymuş,seçim beyannamelerine almış,ve Türk milletine taaahüt de bulunmuştur!
Menderes'ten beri uygulanılan bu sistemin,Türk milletinin bünyesine hiçbir şekilde uymadığı gibi;toplumun ahlak dokusunu bozduğu;materyalist bir düşünce eksenine oturarak milleti zehirlediği gözlerden kaçmıştır.
Ülkemiz üzerinde emelleri olan devletlerin,kendileriyle iş birliği yapan işbirlikçi sözde lider bozuntularına akıl ve talimat vermesiyle;haketmeden,devlet desteğiyle oluşturdukları sözde iş adamları sınıfı;Türkiye'de iktidarları kontrol altına almaya,iktidar getirip,iktidar götürmeye başlamışlar;bunun doğal sonucu olarak iktidara hazırlanan siyasi partiler,millet menfaatine değil bunların çıkarlarına dayalı taaahütleri seçim beyannamelerine koymaya başlamışlardır.
Değerli ülküdaşlarım şu rezalete bakın ki;devlet desteğiyle müteşebbis adı altında bir sınıf oluşturuyorsunuz,sonra da bunların mali yardımları ile iktidar oluyorsunuz.Böyle bir sistemde gelen iktidarların kime çalışacaklarını anlamamak için kuşbeyinli olmak gerekir!
İşte bugün ülker gurubunun önlenemeyen yükselişi!Spora dahi el atmış vaziyetteler.Bunu bu ülkede bu sporun gelişimi içi tesisler inşa etmek için mi yapıyorlar?Hayır!Operasyon,bir kanser hücresi gibi adeta metastas yaparak,bünyeyi kuşatmaktır.Her alanda kontrolu ele geçirmek.Çünkü düzenlerini sürdürmenin yolunun bu olduğunu çok iyi biliyorlar!
BU GÜN OKULUNU BİTİRDİKTEN SONRA,BİR ÖZEL ŞİRKETTE ÇALIŞMAYA BAŞLAYAN,ÖZELLİKLE ŞANTİYE ŞEFLİĞİ KONUMUNDA BULUNA YENİ MÜHENDİS'E PATRONUN İLK DERSİ ŞUDUR."YAPILAN İŞİN PARASINI HERKES ALIR;MESELE ,YAPILMAYAN İŞİN PARASINI ALABİLMEKTİR!"
Şu yazdığım cümle bu ülkede özel sektörün,devlete hangi gözle baktığının çok güzel bir belirtisidir.Meslekten olanlar bunu çok iyi bilirler.
Devletin Özal ile birlikte ortadan çekilmesi sonucu, oluşan ve devletle iş yapan insanların fikri ile zikri maalesef budur.Çok nadir görülen bir kaç istisnası olan,şerefli iş adamlarımızı hemen tenzih ederim!Ancak bu oran ne yazık ki devede kulak olarak kalmakta,ancak çok iidealist insanlara ait olmaktadır.Ama bunlar da yavaş yavaş artık çekiliyorlar.Çünkü çakallarla rekabet şansları kalmamıştır.
Bu dar alanda verdiğim örneklerden sizlere binlercesini bir nefeste sayabilirim.
Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok,bakın 9 ışık ne diyor?
Alıntı:
Türkiyemizin hizla kalkindirilmasi, çaglar üzerinden siçrayarak Türk milletinin atom ve uzay çagina sokulmasi ile mümkündür. Bu da herseyden önce dünya çapinda çok üstün kaliteli ilim adamlari ve yüksek teknisyenler kadrosu meydana getirmeye bagli bulunmaktadir.
Bizim inancimiza göre, yabanci memleketlerin sartlari altinda meydana getirilmis bulunan yabanci doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek Türkiye´nin kalkindirilmasi saglanamaz. Ne kapitalizm ve liberalizm, ne de komünizm. Türkiye için yararli olamaz. Türkiye´yi kalkindiracak sistem ve görüs ancak Türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman Türk milleti realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve teknigi yol gösterici kabul eden milli bir görüs olmalidir.


Devam ediyor;
Alıntı:
Iktisadi görüs olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararina kötüye kullanilmasina karsi olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasini öngörür. Sosyal görüs olarak sosyal adalet düzeni, firsat esitligi, sosyal güvenlik ve sosyal yardimlasma teskilati kurulmasini kabul eder.

Devam ediyor;
Alıntı:
Köyleri tarim kentleri haline birlestirerek kalkindirmayi öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarilmasi ve ihtiyaci olan kiredi ve diger yardimlarin saglanmasi için kooperatiflesmeyi hedef alir. Bilhassa orman bölgesinde yasayan köylüleri öncelikle ve hizla refaha kavusturmak amacini güder

Devam ediyor;
Alıntı:
Türk milletinin kalkinmasi için acele sanayilesmesi lazimdir

Şimdi bunlara daha sonraki yazılarımda devam etmek üzere camiaya soruyorum?Bizim davamızın anayasası 9 ışık mı değil mi?Atatürk dönemi hariç 70 yıldır uygulanan sistem,bu görüşlerle taban taban zıt mı değil mi?
Bırakın Batıyı falan,komşularımızla bile aramızdaki gelişmişlik bırakın kapanmayı gittikçe açılmıyor mu?Peki biz nasıl böyle bir düzenden modelden yana olabiliriz?
Bu ülkenin gerçeklerini dolu dolu yaşamış,bu uğurda mücadele etmiş bir adam olarak;ben Büyük Atatürk'ün,Büyük Başbuğ Alpaslan Türkeşin doktrinlerini tartışmaya açtırmam.Bu ülkede ne pisliklerin döndüğünü en iyi bile yüz adam varsa bir tanesi de benim.Bir kongre ;bir şeçim arifesinde bunları yazmamın tek nedeni;camianın kendisine gelmesidir.
Ülkücülük 9 ışık ile yapılır.9 ışığa rağmen ülkücülük yapmaya kalkanlar,başka ekonomik modeller tavsiye edenler;Başbuğ'u unutturmak,bu davayı sulandırmakla görevli adamların TA KENDİLERİDİR.
ÜLKÜCÜ DAVAYI KAZANACAKSA BAŞBUĞUN BİZE VASİYETİ OLAN 9 IŞIĞA HARFİYYEN UYMAK ZORUNDADIR!ŞİMDİ BAZI GERİ ZEKALILAR ÇIKIP;HANGİ DEVİRDESİN,YILLAR ÖNCE ORTAYA KONULMUŞ BU MODELLE MODERN TÜRKİYE OLUR MU"GİBİSİNDEN UKALACA LAFLAR EDECEKLERDİR!
BUNU DİYENLER YA BU DEVLETİN İŞLEYİŞİNİ BİLMEYECEK KADİR CAHİL,YA BURNUNUN UCUNU GÖRMEYECEK KADAR KÖR,YA DA BU ÜLKENİN BATMASINI İSTEYEN AHLAKSIZ İŞBİRLİKÇİLERDİR!
Bu konuya çok sık devam edip,9 Işık'ın ne kadar güncel,doğru,akılcı ve Türk milletinin bünyesine uygun bir doktrin olduğunu açıklamaya devam edeceğim.Bu konuda camiaya çok söyleyeceklerimiz olacak.
Genç bozkurtlardan şunu istirham ediyorum.Lütfen 9 Işık'ı çok iyi okuyun!öYLE OKUMUŞ OLMAK İÇİN DEĞİL.DEFALARCA OKUYUN VE ÜZERİNDE DÜŞÜNÜN.Yapmamız gerekenler orada tek tek yazıyor.
Sözlerimi şimdilik 9 Işık'ın şu muhteşem tesbitiyle bitiriyorum.Allah'a emanetsiniz!
Alıntı:
Her seyden evvel bir milletin yüksek ahlak duykusuna sahip olmasi ve yüksek bir manevi inanç dasimasi gerekmektedir. Bunlarla beraber milletin kuvvetli bir milliyetcilik suuru içinde bulunmasi ve kendi milletini kalkindirmak, kendi milletini ileri götürmek aski,istegi ve azmi içinde bulunmasi gerekmektedir. Bunlarla beraber bir milletin modern ilim ve teknikte hizla en yüksege çikmasi gerekmektedir. Bir toplumun hizla modern ilim ve teknikte en yüksek seviyeye çikmasi, en ileri milletlere yetismesi ise her seyden önce süratle dünya çapinda kabiliyetle, bilgili, yetenekli ilim adamlari ve teknisyenler kadrosu kurmaya baglidir. Bunlarin yani sira da memlekette modern sanayii kurmak ve modern tarim kurmak gerekmektedir. Gerek tarimi modernlestirme, gerek modern sanayii kurmak ve otomasyona dayanan, modern kitlevi çok üretim saglamak ve böylece dünya ekonomisine dahil olmak bir milletin ileri olmasini saglayabilir. Bunlar çözülmedikçe bir milletin yapilaçak üç, bes bin kilometre yolile, birkaç yüz köprü ile, birkaç yüz okulla ileri milletlerin seviyesine hizla çikmasi saglanamaz. Nitekim elli bes yillik Cumhuriyet devrinde basa geçmis liderlerin, çesitli iktidarlarin bu neviden memlekette yapmis olduklari bir çok esere ragmen Türkiye bugün yine geri kalmis bir ülke durumundadir, zayif bir ülke ve ileri milletlerle arasindaki mesafe de azalmak yerine daha çok açilmis bir durumdadir.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Pzr Kas 05, 2006 8:42 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Değerli ülküdaşlarım;bu güne kadar kalkınamayışımızın en önemli nedenlerinden bir tanesi;milletin bu seferberliğe Atatürk dışında,hiçbir kimse tarafından davet edilmemiş olmasıdır.Menderesin sloganı"her mahalleye bir milyoner"olurken,chp iktidarlarının hiçbir davet ve iddiası yok,demirel iktidarlarının birazcık "büyük Türkiye"(ama milleti davet yok,sadece sloganda kalmış,ve ağırlıkla köylü kollanılmış,yani tarım ağırlıklı),özalın"çağ atlıyan Türkiyesi(atlatmak istediği çağ,kürt işadamlarından abd deki gibi 50 holding oluşturarak,ülkeyi bunların yönetmesi) gibi,şekilsiz,renksiz, ruhsuz hedefler olmuştur.Sanayileşme adına montaj çalışmaları ağırlık kazanmıştır.
Bakın 9 ışık bunu nasıl tesbit ediyor.
Alıntı:
Bunun çesitli sebepleri vardir. Bu sebeplerin en basinda gelen husus Türk milletini, Türk halkini heyecanla hareketegeçirerek kendi içraatlarina müttefik ve ortak haline getirememeleridir. Yöneticiler daima halkdan uzak, halka gerçekleri anlatarak, hedefleri göstererek, halki inandirmak bu hedeflere bütün varini yogunu, enerjisini birlikte seferber edip bir an önce ulasmak hareketine geçirmemislerdir. Bunun yani sira aydin, halk kaynasmasi ve isbirligini saglayamamislardir. Aydinlarimiz hala halkdan uzak büyük sehirlerde, eglence imkanlarinin bol oldugu yerlerde, konforlu apartmanlarda, konforlu bir hayatin içinde bulunmanin pesinde ve zihniyetindedirler. Osmanli Ímparatorlugu günlerinden beri Türk aydinlari, Türk yöneticileri ile halkin yasayisi arasinda büyük fark vardir. Türk aydinlari, Türk yöneticileri halki horlamaktadir, halki küçük görmektedir, halkin geri kalmisligini, dini inançlarina dayali olarak sürdürdügü yasayisini gerilik saymakta ve bundan dolayi vatandasi begenmemektedir. Halk da kendi yöneticilerini, kendi aydinlarini kendi derdinden anlamayan, kendi inançlarini paylasmayan, kendi dinini, kendi ibadetlerini, kendisi kibi, kendisiyle beraber yasamayan, kendisinden baska bir hayati özleyen, baska bir hayati yasayan ve kendini horlayan insanlar olarak görmüstür ve görmektedir.Bundan dolayi da kendini yönetenlere, kendi aydinlarina inanamakta, güvenememektedir. Aydin- halk ikiligini ortadan kaldirmadikca, Türk milletinin aydin- halk birligini ve is birligini, kaynasmasini saglanadikca Türkiye´nin atilima yönetilmesi mümkün olamayacakdir.


Milleti kendine inandıramamak,ona hedef göstermemek,amaçsız,iddiasız,liderlik iddiasından yoksun,"aman bana bir şey olmasın,gerisi ne olursa olsun diyen KOKMAZ,BULAŞMAZ,RUHSUZ BİR İDEOLOJİ VE BUNA YANSIYAN DIŞ POLİTİKALAR!İŞTE EN BÜYÜK HASTALIK!
Milletlerarası ilişkilerde geçerli kanun nedir.Buyrun 9 ışıktan öğrenelim!
Alıntı:
Dünya üzerinde çok eskiden beri hüküm sürmüs olan ilke ve kanun bügün de yeni hükmünü sürdürmektedir. Bu ilke, bu kanun milletler arasindaki münasebetlerde <<Hak>> kanunudur. Hakli olanin kuvveti yoksa, hakkini almasi, hakkini saydirmasi mümkün olmamaktadir. Eski çaglardada mümkün olamamistir. Bugünkü dünya üzerinde de mümkün olmamaktadir.

Devam ediyor;
Alıntı:
Atatürk de, elbet bu alemde bir hak vardir ve hak kuvvetin üstündedir, kuvvetin üstünde olmalidir, demis olmasina ragmen, mazlum Türk Milletinin haklarini kabul ettirebilmek için kuvvet meydana getirmeye ve kuvvet kullanmaya mecbur kalmistir. Teskil ettigi milli kuvvetlerle yeniden teskilatlandirdigi, kurdugu Türk Silahli Kuvvetleri´yle düsman silahli kuvvetlerini ezmedikçe Türk milletinin haklarini hiç kimseye kabul ettirememistir.

Şu sözlere katılmayacak bir tane Türk insanı var mıdır?Neden bugün,ayaklarda paspas yapılmaya çalışılan,dayatmalarla karşı karşıya bırakılan,bağımsızlığı,toprak bütünlüğü tartışılan bir ülke durumundayız?
Neden en haklı Kıbrıs davamızda üzerimize geliyorlar?Bu gibi soruların cevapları şu yukarıdaki sözlerde gizli.Bu millet haklarını ancak gücü ile kabul ettirebilir!Peki bu nasıl olacak.Sanayii,tarımı,silahlı kuvvetlerinin donanımı tamamen dışarı bağımlı bir ülke,milletlerarası sahada,varlığını,haklarını,çıkarlarını nasıl kabul ettirecek?İşte Atatürk dışında gelmiş geçmiş tüm iktidarlar,bu sorunun cevabını abd nin eteklerinin altına saklanmakta aramışlardır!
Peki ne yapılması gerekir.Buna da cevap veriyor!
Alıntı:
Türkiye´nin bugün basta insan varligi ve insan gücü olmak üzere bütün imkanlari ilim, ahlak ve adalet suuru içinde seferber edilmelidir. Bu hareket var olmak, yok olmak endisesi ve korkusuna dayanmamali, büyük devlet olmak azim ve karari iradesinden dogmalidir. Türk milleti elbet bu hedefe ulasacak, insanligi hayira çagirmak, kötülükden meneylemek ve iyiligi emretmek gibi tarihi ve manevi görevini yerine bir kere daha getirecektir. Tarih buna ait ispatlarla doludur.

Çıkıp millete bu çağrıyı yapan Başbuğ dışında bir tane lider gördünüz mü?
"Ey millet,biz dünyanın en büyüğü olmak yolunda çalışmak için azimli ve kararlıyız!Bunu sizlerle başaracağız!Buna varmısınız?"şeklinde bir davet aldınız mı?Almadınız.Çünkü iktidarları getirip götürenler,böyle bir şeye kalkışırsanız sizi oradan anında indirirler.Bir daha da o koltukları zor görürüsünüz değil mi?
Ne yapıldı ülkede?"50 cent e muhtacız,abd yardım etmezse maaşlarımızı ödeyemeyiz,öldük ,bittik,çaresiz her dediklerini yapmak durumundayız"gibi sözler ve düşünceler!Millete bu kabul ettirildi.Böyle bir anlayışla nasıl oluyor da"haydi Türkiye ileri","çağ atlayan Türkiye",Büyük Türkiye","her şey Türkiye için"gibi sloganlar atıyorsunuz?
Bunlar kandırmacadan başka hiçbir şey değildir!Cumhuriyetin 15 yılda,yetişmiş insan kıtlığında ve nüfus olarak bitik olduğu bir dönemde yakalanan kalkınma hızı ve ivmelerinin 83 yılda gelen iktidarlarca yanına bile yaklaşılamamıştır.İşte Atatürkün büyüklüğü burada!
Kalkınma eğitimi ile,kültürü ile,alt yapısı ile,enerjisi ile,tarımı ve sanayii ile ordusu ile bir bütündür.Bunların tekini bile ihmal ederseniz,hedefe varamazsınız varamazsınız.Bu gün kalkınma için gerekli enerji sorunu dahi halledilememiş,Türkiye dışarıdam enerji satın alan bir ülke durumundadır.Bu konulara devam edeceğiz.Saygılarımla.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Pzr Kas 05, 2006 2:26 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Tarım ile işe başlamak istiyorum.Toprak ve Türk birbirinden ayrılmaz iki kutsal kavram olduğuna göre işe buradan başlayalım.Türkiye'nin toplam tarım alanı 28 milyon hektar olup,bunun 26 milyon hektarı sulanabilmesi mümkün olan alandır.Bu bakımdan ülkemiz çok şanslıdır.Peki bizim 83 yıllık Cumhuriyet tarihimizde,yırtınıp büyük reklamlar yaparak başardığımızı söylediğimiz alan nedir biliyor musunuz?5 milyon hektar!Yani demek ki 83 yıldır topraklarımızın ancak %20 sini sulayabilmişiz.
Şimdi soruyorum;bu kadar otoyol mu yapmak daha gerekliydi;yoksa bu sulama ve baraj işlerini tamamlamak mı?BİR DE OTOYOLLARIN,VERİMLİ ARAZİLERDEN GEÇEREK KAYBINA SEBEP OLDUĞU TARIM ALANLARINI DÜŞÜNÜN.Mesele sulama ile de bitmiyor.Tohum tamamen dışarıya bağlı,zirai ilaçlar dışarıya bağlı,tarımda kullanılan akaryakıt dışarıya bağlı.Ülke yağış fakiri.Bölgeden bölgeye büyük farklar göstermekle birlikte ülke ortalaması 600 mm/m2.Yani aşağı yukarı Akdeniz bölgesi ortalaması.Tüm bu meşakkatlerden sonra elde ettiğiniz ürünün pazarlama meselesi.Ürünü işlemeden dışarıya ihraç.Bir kaç konserve fabrikası dışında ürünlerin işlendiği söylenemez.Bunların ihracatçıları da genellikle yahudi,ya da ermeni.Bakın kimlerden iş bekliyoruz?
Şimdi gelelim hükümetlerin politikalarına.Bir türkü tutturdular,"dışarıdan buğday almak daha karlı,tütün almak daha karlı,üzüm almak daha karlı!"
O karlar başınızın üstüne düşsün de boynunuz kırılsın inşaallah!Yahu kendin elde edeceğin,imkanların olan bir şeyi dışarıdan alıyor,dışarıya döviz ödüyorsun be!Bunun nesi kar?Diyelim ki sana pahalı yerli maliyeti?Bunda senin hiç suçun yok mu devlet olarak?Sen akaryakıtı dünya piyasasının 5 katına vatandaşına kaktırırsan,gübreye,sulama ücretlerine elektriğe boyuna zam yaparsan;bu adam nasıl rekabet edecek dışarısı ile?
Kaldı ki böyle bile olsa,ödediğin para milletine gidiyor be!Sen zaten milletin cebinden elini hiç çıkarıyor musun?Türkiye kadar vatandaşından,dolaylı ya dolaysız vergi alan bir ülke daha var mı şu yeryüzünde.Neredeyse Osmanlı'nın PİÇ MEHMET PAŞA'SI GİBİ(vergi toplamak için bahane arayan divan'a;duman vergisi koyarak,yemek piştikçe vergi almayı teklif eden,milletin ocağını söndürmeye niyetli;bu fikri ile sadrazamı bile deli eden aklıevvel biri)oldunuz,ne vergi alacağınızı şaşırdınız!Yarın bir savaş halinde bu orduyu ne ile doyuracaksınız?Tarımı bitirdiniz,ülke kendini besleyemez hale geldi;kıçı kırık yunan'dan buğday ithal eder hale geldiniz!Özal'ın"devlet baba değildir"zihniyetiyle,kar eden bir kuruluş olarak kabul ettirdiği devlet;bu rezil tarım politikaları ile,hem tarımı bitirdi,hem de köylüyü akın akın şehirlere göç ettirerek;o yaşanan değil sürünülen varoşları oluşturdu.İşte o varoşların gayri meşru çocukları,bu gün neler yapıyor,ne haltlar karıştırıyor;hepsini ibretle izliyoruz.Bu gün iktidarı ele geçiren o dinci zihniyet buralardan beslenerek bu hale geldi.
Hayvancılık,ayni rezaletin içerisinde.Yemler pahalı,ilaçlar pahalı,3 tavuk besleyip haksız kredi alan adamlar,otomobil satış bayii açıyor.Gerçek üretici bunlardan yararlanamıyor.
Başlı başına bir endüstri haline gelmeye başlayan ve fransanın başını çektiği,bitkisel ilaç sanayii yok.Kurdururlar mı sana ilaç firmaları?Bugün avrupadaki toplam bitki türünden çok daha fazla bitki çeşidi var bu vatanda?Kim değerlendiriyor?
Yazmakla bitmez.Tarım kanayan bir yaradır.Türk milleti en iyi bildiği işi,artık yapmıyorsa ,kendini besleyemez olmuşsa varın gerisini siz düşünün?Zaten sürekli açık veren dış ticarete bir de tarım ürünleri ithalatını eklerseniz,bu ülkede ne enflasyon durur,ne bu borçlar biter,ne de
yatırıma para ayırabilirsiniz.Tarım ilk ele alınması gereken öncelikli meselesidir Türkiye'nin.Bu millet zamanında boş mide ile süngü harbi yaptı,atlarını besleyebilmek için kendi hakkından vazgeçti.Ekmek karnelere düştü.Kahve çay karaborsaya düştü.Gaz bile,tuz bile.Millet bir metre patiska bulamaz oldu.Bunları dedelerimizden ,ebelerimizden hep dinledik.Siz daha batırın bu tarımı.Yarın ilk bomba düştüğünüzde,siz kaçabilirseniz kaçacaksınız bu ülkeden.Ama biz buradayız.Biz savaşacağız.Devletin cepheye süreceği yiğidine nasıl bakacağını siz düşünmeseniz de biz düşünüyoruz!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
dilsad66
Yeni Üye
Yeni Üye



Kayıt: Sep 12, 2005
İletiler: 44
Şehir: Bursa

İletiTarih: Pzr Kas 05, 2006 5:21 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

alparslan türkeşin 1967 ckmp’nin 8. büyük kongresindeki konuşmasından alıntıdır:
Alıntı:
bizim inancımıza göre yabancı memleketlerin şartları altında meydana getirilmiş bulunan yabancı doktrinler ve yönetim sistemleri taklit edilerek türkiye’nin kalkındırılması sağlanamaz. ne kapitalizm ve liberalizm ne de komünizm türkiye için yararlı olamaz. türkiye’yi kalkındıracak ve yararlı olacak görüş, ancak türk milletinin özelliklerine uygun, müslüman türk realitesini göz önünde bulunduran ve modern ilim ve tekniği yol gösterici kabul eden milli bir doktrin türkiye’yi ulaşmak istediğimiz kudretli, ileri, büyük türkiye’ye kavuşturabilir.
bunun kısaca formülü, türk emek potansiyelinin, milli üretim faktörlerine rasyonel bir şekilde bağlanarak, devletin vatandaşlara istihsal yolları açarak bütün tedbirleri alması ve kolaylıklar temin etmesi ve milli gelirin artmasında kendisine düşen esas rolü oynamasıdır.
işte biz ckmp olarak böyle bir milli doktrinin sahibi bulunduğumuzu iddia eden siyasi bir teşekkülüz. milli doktrinimizin adı ‘dokuz işık’ doktrinidir.


bizi aydınlattığın için teşekkür ederiz.
emeğine sağlık...
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
gelibolulu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye



Kayıt: Jun 25, 2005
İletiler: 750
Şehir: TÜRKİYE-Çanakkale

İletiTarih: Sal Kas 07, 2006 4:32 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Belki mesleki bilgi ve becerilerimle, iyi bir teknisyen olabilmişimdir...

Ancak asla iyi bir ticaret erbabı olamadım. Olamayacağımda...

Ülkemin, ekonomik politika diye uyguladığı yaptırımlara, bir türlü alışamadım ve ayak uyduramadım.

Neyin nasıl döndüğünü bilmek başka şey, uygulamak başka... Bu konuda kabiliyetsizim.

Ticaret açık yapılmalı. Pazarlık baştan yapılmalı. İşin kalitesi ve karşılığı olan ücret iyi belirlenmeli.

Müşteri akıllı olmalı...

"Şimdi bu ne demek?" diyeceksiniz...

İnsanlarımız serbest piyasa ekonomisi denilen aldatmaca ile kandırılıyorlar. Aynı özelliklere sahip, aynı kalitede iki ürünün arasındaki fiyat farkında, uçurumlar olamayacağını anlayamıyorlar...

Hem kaliteli, hem de ucuz olamuyor...

Tüketici aslında yanıltılıyor... Belki de bile bile kanıyor...

Dedim ya. Ben bu ticarete alışamadım. Belki mesleğime ve kendime olan saygımdandır. Belki de aptallığımdan...

Tabana yayılmayan, masabaşı politikalarla, bürokrasi ile olmuyor. Olmadığı apaçık ortada...

Bence Türkiye ekonomisini ayakta tutan, çiftçi, işçi ve küçük esnafın verdiği vergilerdir. Bu politikalarla devlet bindiği dalı kesiyor... Kayıt dışı ekonomiyi körüklüyor. İnsanları üçkağıtçılığa zorluyor. Kendi malının hırsızı yapıyor.

Tam bir vahşi kapitalizm. Hatta bir yaşam savaşı.

Bu bize uymuyor. Bizim milletimize yakışmıyor.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Cmt Kas 11, 2006 6:59 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Neden devletçilik?Bu yazımızda bu sualin cevabını arayacağız.Önce devletçiliğin tanımını doğru dürüst ortaya koymamız gerekir.Bugün saptırıldığı gibi bir tanımlama yapılırsa,elbette serbest piyasa ekonomisi insana mantıklı gibi gelir.Halbuki bu kandırmacadan başka bir şey değildir.Devletçilik dediğimiz de biz,devletin tüm gücü ile iktisadi faaliyetlerin içerisinde olmasını,yönlendirici konumda bulunmasını,gerektiğinde yanlış giden ekonomiye müdahil olmasını,piyasaların denetimini elinde bulundurmasını,kalkınma plan ve taktiklerini devletin belirlemesini,devletin koyduğu ekonomik kaidelere uymayanların;tekelleşme hareketlerine kalkışanların kulağının çekilmesini anlıyoruz.Yoksa tüm işletmeleri devletin yapmasını değil!Bununla birlikte,ülke için hayati önem taşıyan işletmelerin bizzat devlet eliyle yapılması gerektiğine inanıyoruz.Haberleşme gibi,elektrik ve akaryakıt tesisleri işletmeleri gibi,demir çelik gibi,çimento gibi,kömür gibi,doğal gaz gibi,savunma sanayii gibi,tekel gibi işlerin mutlaka devlet eliyle yapılması gerektiğine inanıyoruz.Devletin karşısında hiçbir rakip yok iken,bu kurumlar acaba neden zarar etti,bunları satıp kurtulmak bir çözüm mü?Bunları iyi düşünmek gerekir.Fazla kadro oluşturulması,buraların siyasi arpalık olarak kullanılması,tesislerde modernleştirme için çalışmalar yapılmaması,bunların özel bankalardan yüksek faizle kredi kullandırılarak borçlandırılması,başına işlerden anlayanların değil,siyasi yandaşların getirilmesi,özellikle ordudan ayrılmış emekli generallere buralarda yönetim kurulu üyeliği verilmesi(bunun ne kadar sakıncalı bir iş olduğu son ekonomik krizde de ortaya çıkmıştır.Fazla ayrıntısına girmek istemiyorum,üç beş adamın yaptıklarını gözbebeğimiz silahlı kuvvetlere mal edemeyiz)gibi nedenlerle bu kurumlar bilerek batırılmışlardır.Amaç bu karlı alanlara özel sektör adı altında,yabancıları oturtmak,kapütülasyonlar dönemini yeniden hortlatmaktır.Bu tuzağa ne yazık ki düşürüldük.Bugün devlet tamamen ekonomiden çekilmiştir.
Peki ortada serbest rekabet diye bir şey var mıdır?Fiatı düşen bir madde var mıdır?Beyaz eşyadan tutun,aklınıza her gelen alana kadar,tüm malların fiatları hemen hemen aynidir?Bu nasıl bir serbest rekabet?
Ne kalite denetimi,ne fiat kontrolu ne de başka herhangi bir kontrol?Özel sektör kafasına göre at oynatıyor meydanlarda.Bu nasıl bir ekonomi anlayışı?Bu kurumları zarar ediyor yaygaralarına rağmen,zaman zaman başa getirilen bazı adamlar döneminde büyük karlar elde ettikleri de görülmüştür.Tesis ayni,işçi ayni,şu ayni,bu ayni;peki fark ne?Fark adam gibi yönetilmesi,başka bir şey değil!Başa getirilen adam bilgili,dürüst,çalışkan,işletmeyi biliyorsa kurum başarılı,değilse başarısız bu kadar basit!İnsan faktörü çok önemlidir.Bu operasyonlar başlamadan hemen önce,devletin elindeki iyi yetişmiş kadro;özel sektör tarafından büyük maaşlarla bünyelerine alınarak,devlet boşaltılmıştır.Yani vurgun ve hortum işlerine,önce devletin elinde yetişmiş personel hortumlanarak,içi boşaltılarak başlanılmıştır.Bugün devlet kurumlarında tek bir proje üretilemiyor.Proje işleri dahi ihale ediliyor,bırakın projeyi,kontrollluk hizmetleri dahi ihale ediliyor.Yani özel sektörü özel sktör kontrol edecek!
Peki bu devlettin bu kadar mühendisi,teknisyeni ne yapacak Allahaşkına bilen varsa söylesin?Yahu nizamiyeye yapılacak bir bekçi kulübesinin projesini bile artık devlet memuru yapamıyor,bu ne rezalet?Bu işleri özel sektöre devredersen ne olur ben söyleyeyim!Yanlış baraj yerleri seçer,su tutan değil,su kaçıran barajlar yaparsın,proje maaliyetleri feci şekilde artar,çok büyük ihale yolsuzlukları olur,kalite sıfırlanır.Çöken otoyollar,viyadükler yapmaya başlarsın,depremlerde önce devlet binaları çöker vs.vs.Çünkü devlet korkusu silinmiştir artık.Hangi yanlış uygulamadan,hangi proje şirketi ya da fenni mesul sorumlu tutulmuştur bugüne kadar?Bizde bir müteahhit hakedişi için,sayfalarca hesap,kağıt,tutanak,ödeme emri yapılır.Bir hakedişi kaç kişi imzalar.
Güya iş sağlama alınır.Ama bizdeki yolsuzluk hiçbir ülkede olmaz.Oysa bakın abd de bu işler nasıl yapılıyor.İşin parası bankada bloke edilmiş ,nakit ödeme sıkıntısı yok.Her ay kontrol mühendisi işi çlçer biçer,araka cebinde çek defteri.Çeki keser iş biter.Sıkı mı bir yolsuzluk yapsın?Tüm servetinin ödeyemeyeceği ağır para cezasına çarptırılır,lisansı iptal edilir,patagonyada dahi mühendislik yapamaz,hapse de girer.
Yani adamlar dürüst olmak zorunda.İstese de istemese de.Devlet,yamuk yapana öyle bir dişini geçirir ki;adam çarpılmışa döner.Siz bu kuralları koymadan,"saldım çayıra,mevlam kayıra"anlayışı ile özel sektörcülük oynamaya kalkılırsanız,olacağı budur!Bu konuya ileride yine devam edeceğiz.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Sal Ağu 07, 2007 10:14 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Enerji sorununu çözememiş bir ülkenin çağ atlıyoruz iddiaları,bir kandırmacadan başka bir şey değildir.Türkiye her alanda olduğu gibi enerji bakımından da dışarı bağımlı bir ülkedir.Bu da enerji maliyetlerinin çok yüksek olması anlamına gelir.Böyle pahalı bir enerji haliyle sanayide üretilen malların maliyetlerine de olumsuz olarak yansımakta,ürünlerimizin dışarı ile rekabet şansı kalmamaktadır.Bizim 1984 lerde Mardin çimento fabrikasında ürettiğimiz çimentonun burnumuzun dibindeki Irak a ihraç fiatı ton başına 30 dolar iken,yunanistan taaa nerelerden deniz yolu ile suriye ye getirmek,oradan da ikinci bir yükleme boşaltma ile tırlarla ırak a taşıdığı çimentonun fiatı 15 dolar idi.Ve pazarı elimizden kapmıştı.Bunun en büyük nedeni üretimin düşük olması,pahalı enerji nedeni ile bizde maliyetlerin yüksek olmasıdır.
Bu gün Türkiye de üretile elektriğin %50 sis doğal gaz ile,%12 si barajlardan,kalanı termik ve rüzgar gibi çeşitli santrallardan karşılanmaktadır.Bunun anlamı şudur.Senin doğal gazın yok.Yarın vanalar kapatıldığı zaman sanayiin durur,karanlıkta kalırsın felç olursun.
Nükleer santraller ise hem çok pahalı hem de kesinlikle güvenli değildir.
Hele sağlık açısından,doğayı büsbütün mahvetmesi açısından.
Şimdi böyle bir ülkedesin.Ve sen ikiz otoyollar yapmakla öğünüyosun!
Bu resmen vatana ihanet,kaynakların boşa harcanılması,ve geleceğini satmak,dışarıya bağımlı hale gelmektir.Petrolün yok,doğal gazın yok,elektriğin yok,kömür ocaklarını da kapatmışsın.Nasıl enerji elde edeceksin?Böyle bir durumda ikiz otoyol mu lazım,yoksa demiryolu ile toplu taşıma mı?Hidroelektrik ve termik santral mı yapmak lazım,ikiz otoyollar mı?
Türkiyeye bağımlılıktan lafla kurtulmaz.Ortaya ekonomik bir program konulmalıdır.Menderesin izindeyiz diye bağıran dallamalar;onu göklere çıkartacağına,1930 larda uçak üreten kayseri tayyare fabrikasının neden menderes ce kapatıldığını açıklasınlar önce!Evet bu ülke o günün şartlarında kendi uçağını yapabiliyordu.Geliştireceğimize kapattık.Ayni bugün devletin fabrikalarını tek tek kapattığımız gibi.Özalın ekonomik modelini alıp da ben tam bağımsız Türkiye olacağım demek;doğru bir taktik değildir.
Mhp en başta,tüm muhalefet karşı ekonomik tezleri geliştirmek zorundadır.
Tabii niyetleri bu vatana hizmet etmekse,bu konuda samimi iseler!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
orhan3307
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 03, 2007
İletiler: 241

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 11:32 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Ülkücülerin önem vermediği konuların başında ekonomi gelmektedir.
Bunu çeşitli forumlardaki yazılarından, mitinglerdeki tavırlarından kolaylıkla anlayabiliyoruz. Konu ekonomiye geldiğinde herkesi bir suskunluk alıyor.Bizim için önemli olan vatan millet davası olduğu için böyle basit konular hakkında kafa yormuyoruz.
Halbuki büyük devlet olmak demek kimseye muhtaç olmamak demektir.Bununda yolu da ekonominizin sağlam olmasından geçer
Tarihe baktığımızda pek çok büyük devletin yıkılışının maliyesinin zayıflaması ile doğru orantılı olduğunu görürüz.
Osmanlı Devleti de maliyesinin bozulması ile birlikte (tek sebep olmamakla birlikte en önemli sebeplerin başında gelir) çöküşe başlamıştır.
Bir sözü ile ülkelerin krallarını değiştiren devlet 3-5 Galata bankerinin oyuncağı haline gelmişti.Ekonomide başlayan çözülme devleti yerle bir etti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu hususa dikkat çekerek diyor ki; “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferler ile taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler kalıcı olamaz ve sağlanan faydalı sonuçlardan yararlanabilmek için ekonomimizin, ekonomik egemenliğimizin sağlanması, güçlendirilmesi ve genişletilmesi lazımdır.”
Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülke siyasi açıdan da bağımlı hale gelir, ve adım adım çöküşe doğru gidilir. Bu nedenle ekonomisini kendi ayakları üstünde duracak seviyeye getirmeden ulusal pazarı en acımasız rekabet olan uluslararası rekabete açmak intihardan başka bir şey olmayacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ekonomik bağımlılığın ülkeyi nerelere getireceğini göstermesi açısından çok öğreticiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kurduğu Genç Cumhuriyet’in ekonomik bağımsızlığı temel alan politikaları ise, sağlam bir ekonomi inşa etmek için yapmamız gerekeni bize gösteriyor.
Burada sözü Mustafa Kemal’e bırakmak sanırız çok yerinde olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü ekonomik açıdan da inceleyen Atatürk, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik politikalarını saptarken Osmanlı’nın durumuna düşmemenin yollarını da bulmuş oldu. Atatürk öncelikle yabancı sermayenin Osmanlı ekonomisindeki payını ve rolünü inceleyerek sorunun kökünü bulmaya çalıştı.
Dışarıya borçlanmak, IMF’den, Dünya Bankası’ndan ya da yabancı sermayeden medet ummak, Türkiye’nin karşısında bulunduğu ağır ekonomik sorunları kısa vadede çözmek için çok cazip gelebilir. Peki ya sonra? Alınan borçların faizleri altında ezilen ekonomimiz ayakta bile zor dururken Avrupa ile rekabet edebilir mi? Borçlandıkça ve bu borçları ödeyemedikçe güdümüne girdiğimiz yabancı sermaye yeni Düyunu Umumiyeler yaratmaz mı? Bir de Atatürk’e soralım:
“Büyük devletler şimdiye kadar bize şu veya bu sorunlarda gösterişli yardımlarda bulunuyor gibi görünüyorlar, oysa ekonomik tutsaklıkta bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi durum alırlar, gerçekte ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı. Bu tutsaklığa katlanan devlet ileri gelenleri hoşnuttu. Çünkü görünüşte azametli bir istiklal sağlamışlardı. Fakat gerçekte ulusu manen yoksulluk çukuruna atmışlardı. Bunlar ekonomik mahkumiyeti kavrayamamış bedbaht hayvanlardı.
Önce dış borç batağından bir kurtulalım, ekonomiyle ilgili kararlarımızı kendimiz verecek seviyeye gelelim, ondan sonra Avrupa’yla rekabet etme düşlerini kuralım. Aksi takdirde, sendeleyen Türkiye aldığı ilk yumrukla nakavt olacaktır.
Evet, Atatürk’ün de dediği gibi ekonomik bağımsızlığını yitirmiş bir ülke fiilen bağımsızlıktan yoksun bir duruma gelmiştir.
Bugün bu konudaki en iyi örnek hemen yanıbaşımızdaki iki komşumuzdur.İran ve Irak.İran kendine uygulanan ambargoyu lehine çevirerek kimseye muhtaç olmadan yaşamayı öğrendi. İran, nükleer enerji üretecek teknolojiye, kimseye sormadan Kandil’deki teröristleri vuracak siyasi güce sahip.Irak ise emperyalizmin oyuncağı haline gelerek paramparça oldu.

Türk milliyetçilerinin ekonomik görüşlerini Kadir21 son derece faydalı olacak şekilde buraya aldığından tekrara girmedim.
Ekonomi konusunda Atatürk’ün İzmir İktisat Kongresindeki konuşmasını ve günümüzden 2 örnek vererek konu hakkındaki diğer dikkat çekici örnek ve görüşlerinizi bekliyorum.
Saygılarımla…
TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN….
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
orhan3307
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 03, 2007
İletiler: 241

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 11:35 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

ATATURK'UN ILK IZMIR IKTISAT KONGRESI ACILIS KONUSMASI


Efendiler; Aziz Türkiye’mizin iktisadi yükselmesini aramak ve bulmak gibi vatani, yaşamsal ve ulusal bir kutsal amaç için bugün burada toplanmış olan sizlerin, muhterem halk temsilcilerinin huzurunda bulunmakla çok mesut ve bahtiyarım. Efendiler; Uzun gafletlerle ve derin vurdumduymazlık ile geçen yüzyılların iktisadi bünyemizde açtığı yaraları tedavi etmek ve çarelerini aramak, ülkeyi bayındırlığa, ulusu refah ve mutluluğa ulaştırma yollarını bulmak için oluşacak çalışmanızın başarıyla sonuçlanmasını temenni eylerim.

Arkadaşlar; Sizler doğrudan doğruya ulusumuzu temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından seçilmiş olarak geliyorsunuz. Bu itibarla ülkemizin durumunu, gereksinimini, ulusumuzun elemlerini ve emellerini yakından ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söyleyeceğiniz sözler, alınması gereğini açıklayacağınız önlemler, halkın dilinden söylenmiş kabul olunur ve bunun için en büyük isabetler malik olur. Çünkü halkın sesi, hakkın sesidir.

Efendiler, Tarih, ulusumuzun yükselme ve gerileme nedenlerini ararken bir çok siyasi, askeri ve toplumsal nedenler bulmakta ve saymaktadır. Kuşku yok tüm bu nedenler toplumsal olaylarda etkilidirler. Bir ulusun doğrudan doğruya yaşamıyla ilgili olan , o ulusun iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübenin saptadığı bu gerçek bizim ulusal yaşamımızda tümüyle görünür. Gerçekten Türk tarihi incelenirse yükselme, gerileme araçlarının iktisadi çalışmadan başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır.

Efendiler; Tarihimizi dolduran zaferler, ya da dağılmaların tümü iktisadi durumumuzla ilişkili ve ilgilidir. Yeni Türkiye’mizi layık olduğu sağlamlık derecesine ulaştırmak için, kesinlikle iktisadiyatımıza birinci derecede ve en çok önem vermek zorunluluğundayız, zamanımız tamamen bir iktisat devrinden başka bir şey değildir. Bir ulusun yaşamsal araçlarını, refah ve mutluluğunu teşkil eden iktisadiyatla uğraşamaması nazar-ı dikkati çekici bir keyfiyettir. İtirafa zorunluyuz ki, iktisadiyatımıza gereği kadar önem verememiş bulunuyoruz. Bir ulusun yaşamsal araçlarıyla uğraşmaması ya da uğraşamaması , o ulusun yaşadığı zaman ile o zaman saptayan tarih ile çok ilgilidir. Bunun araçlarını geçirdiğimiz zamanda , özellikle tarihimizde arayabiliriz. Şimdiye dek gerçek anlamıyla ulusal bir devir yaşamadık, dolayısıyla ulusal bir tarihe sahip olamadık. Bu noktayı biraz izah edebilmiş olmak için hep birlikte Osmanlı tarihini anımsayalım:

Osmanlı tarihinde tüm gayretler, tüm çalışma ulusun arzusu, dileği ve gerçek gereksinimi bakış açısından değil, şunun bunun dileğini , ihtiraslarını tatmin bakış açısından olmuştur. Sözgelimi, fatih İstanbul’u zaptettikten sonra yani Selçuklu saltanatıyla Doğu Roma İmparatorluğuna vardıktan sonra Batı Roma İmparatorluğu’na da konmak istedi. Bunun için de tüm ulusu bu hedefe doğru sevketti. Sözgelimi, Yavuz Selim, Fatih’in açtığı batı cephesini tesbit ile birlikte Asya İmparatorluğu’nu birleştirerek büyük bir İslam birliği meydana getirmek istedi. Kanuni Süleyman, her iki cepheyi genişletmek, bütün Akdeniz’i bir Osmanlı havzası haline getirmek, Hindistan üzerinde nüfuz kurma gibi şahane bir siyaset izlemek istedi ve tabii bunun için de asıl etkeni, ulusu kullandı.

Arkadaşlar; Bütün bu işler ve hareket incelenirse, görülür ki , bu kudretli ve azametli padişahlar, dış siyasetlerini; emelleri, arzuları ve ihtiraslarına dayamışlar ve teşkilat ve iç siyasetlerini, bu yeni doğmuş tutku olan dış siyasetlerine göre, düzenleme zorunluluğunda kalmıştır. Halbuki iç örgütlenmenin, iç siyasetin genişliği ve dayanma derecesinde bir dış siyaset izlemek mecburiyeti vardır. Aksi takdirde felaket ve hüsran muhakkaktır.

Gerçekten Osmanlı hakanları asıl olan bu noktayı unuttular. Bütün iş ve harekatlarını hayaller ve emeller üzerine bina ettiler. “ İç Örgütlenmeyi” dış siyasete uydurmak zorunluluğu oluşunca, zaptettikleri yerlerdeki öğeleri, olduğu gibi koruma zorunluluğunda kaldıktan başka onlara istisnalar, imtiyazlar bahşettiler. Diğer taraftan asıl etkeni, uzun seferlerde, fetih alanlarında dolaştırttılar ve bu suretle kendi kendini tahrib etmiş oluyordu. Bu itibarla ulus, yani asıl etken kendi evinde, kendi yurdunda yaşamsal araçlarını üretmek için çalışmaktan yoksun bir durumda bulunuyordu. Bu hükümdarlar, ulusu böyle diyar diyar dolaştırmakla yetinmiyorlar; belki fetihler dairesi içine giren halkı memnun etmek, yabancıları memnun etmek için, asıl etkenin hukukundan iktisadi kaynaklarından bir çok şeyleri (hediye) olarak onlara bahşediyorlardı. Sözgelimi Fatih zamanında Cenevizlilere verilen imtiyazlar bu kabildendir. Nitekim bu imtiyazlarla açılan yol bilahare kendisinden sonra genişlemiş bulunuyordu. Ve bu imtiyazlar, devletin en güçlü zamanında oluyordu ve bunlar tam padişah bağışı olmak üzere oluyordu. Kanuni zamanında Venediklilerle bir ticaret antlaşması yapılmak istenmişti. Padişah bunu onuruna uygun buldu. Zira ona göre antlaşma, eşit devletler arasında yapılabilirdi. Halbuki o zaman Venedikliler bir bağımlı durumunda idiler. Öyle olmakla birlikte ona izin verildi. İşte bu izin sözcüğü daha sonra ( kapitülasyon) sözcüğü ile çevrilmişti. Bu, teslimiyet sunuşuna mecbur olanlar ve bir kale içinde mahsur olanlar arasında kullanılan bir sözcüktür. Ulus, eviyle ve yaşam araçlarıyla uğraşmaktan yasaklı olarak diyar diyar dolaştırılıyorken bu diyarlar halkı bir çok imtiyazlara sahip olarak çalışıyor, yani fatihler asıl etkeni peşine takarak kılıçla fetihler yaparken, zapt olunan ülke halkı kazandıkları imtiyazlarla, özerkliklerle sapanlarına yapışıyorlar ve toprak üzerinde çalışıyorlardı. Fakat efendiler acelece fetihler yapanlar, sapanla fethedenlere sonuç olarak mevkilerini terk etmeğe mahkumdur. (alkışlar) Bu bir gerçektir ki , tarihin her devrinde aynen olmuştur. Sözgelimi Fransızlar Kanada’da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bir süre kılıçla sapan diğeriyle mücadele etti. Ve sonunda sapan galip gelerek İngilizler Kanada’ya sahip oldu. (alkışlar). Efendiler; kılıç kullanan kol yorulur, fakat sapan kullanan kol her daha çok kuvvetlenir ve her gün toprağa daha çok sahip olur. (alkışlar)

Efendiler; Osmanlı fatihleri, hakanları, yayılmacıları asıl etken ile birlikte sapanın önünde mağlup olup, geri çekilmeye başladıktan sonra asıl felaketlerin büyüğü başladı. Padişah bağışı olarak yabancılara bahşedilmiş olan ve ülke içindeki Müslüman olmayanlara verilen her şey kazanılmış haklar kabul edildi. Fakat yabancılar bununla yetinmediler,her gün bunun genişletilmesi için çare aradılar ve buldular. İç öğeler, korumaya gücü oldukları imtiyazlara dayanarak ve dışarının tertibat ve korumasına sığınarak siyasi bir varlık elde etmek için çalışmaktan geri durmadılar. Yabancılar bir taraftan içteki öğeleri özendirme, diğer taraftan müdahale ile devlet ve ulus aleyhine yeni imtiyazlar alıyorlardı. Bu sürekli baskı altında zaten yoksul düşmüş olan anayurdu ve asıl öğe, devlete verebilecek parayı güç sağlayabiliyorlardı. Fakat, padişahlar , saraylar bab-ı aliler debdebeyi sürdürme için paraya muhtaçtılar. Bunun için, bunu sağlama çarelerine başvurmuştur. O çareler de dış borçlanma anlaşması oluyordu. Fakat borçlanma koşullarını o denli kötü yapıyorlardı ki, bazılarını ödemek mümkün olmamağa başladı. Ve sonunda bir gün devletler Osmanlı Devleti’nin iflasına karar verdiler ve düyun-u umumiye (genel borçlar) belasını başımıza çöktürdüler.

Efendiler; Ulusun düştüğü bu hazin durum ve sefaletin nedenini arayacak olursak, doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz. Biliyorsunuz ki, Osmanlı Devleti kişisel saltanat ve en son beş on yıl içinde de meşruti saltanat esasına dayanan hükümet yönetiyordu. Kişisel saltanatta her hususta yalnız padişahların arzu, emel ve iradeleri egemendir. Ulusların arzu, emel, irade ve gereksinimleri söz konusu olmaktan uzaktır. Ulus, dilek ve iradesinden soyunmuştur. Padişahlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir kutsal şahsiyet farz ederler. Çevrelerini alan çıkarcılardan, padişahın zihniyet ve arzusunu bir tanrısal gerek bir kuran gereği gibi herkese telkin ederler. Bu telkinler karşısında bir gün tüm halk , bu arzu ve iradelerin yargısız tanrısal irade olduğuna kani olur. Bundan soyunmuşluğa rıza gösteren bir ulusun akıbeti felaket, musibettir.

Arkadaşlar; Son nitelediğim noktada artık Osmanlı devleti gerçekte ve eylemsel bağımsızlıktan toksun bir duruma getirilmişti. Bir devlet ki, uyruklularına koyduğu vergiyi yabancılara koyamaz; bir devlet ki gümrükleri için gümrük vergisi işlemi vesaire düzenleme hakkından yasaklanmıştır, bir devlet ki yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan yoksundur, o devlete bağımsız denilemez. Devletin ve ulusun yaşamına yapılan müdahaleler bundan daha fazladır. Ulusun ekonomik gereksiniminden olan sözgelimi şimendifer (tren yolu) inşası, sözgelimi fabrika yapmak için devlet serbest değildi! Böyle bir şeye teşebbüs olunursa hemen müdahale olurdu. Yaşamını sağlamaktan aciz olan bir devlet bağımsız olabilir mi ? Osmanlı ülkesi yabancıların sömürgesinden başka bir şey değildi. Osmanlı halkı, Türk ulusu tutsak durumuna getirilmişti. Bu sonuç, sunduğum gibi ulusun kendi irade ve egemenliğine sahip olamamasından, şunun bunun elinde kullanılmasından ileri gelmişti. O halde diyebiliriz ki, ulusal bir devir yaşamıyorduk. Ulusal tarihe sahip bulunmuyorduk. Osmanlı tarihi padişahların, hakanların, zümrelerin destanları içeriğindeydi. Mazinin tarih diye uzattığı kitabın içeriği bundan ibarettir. Arkadaşlar; Ulusun egemenliğine sahip olamaması yüzünden içine girdiğimiz genel savaşta değerli çocuklarınızdan oluşan kahraman ordularımızın Galiçya, Romanya, Makedonya, Kafkas Şahikaları, Tur-i Sina çöllerinde düştüğü zahmetleri anımsatacak kadar çok zaman geçmedi ve en sonunda bu genel savaşın uğursuz sonucu da bilinir. Özellikle Mondros Ateşkesiyle açılan devrin görünümünü bir an düşünmek isteyecek olursanız baştan aşağı kadar bir dağılma görünümünden başka bir şey olmadığını anlarsınız. Devletler her türlü insanlık hukukundan soyunmuş, ülkemizin en değerli ve en verimli yerlerini çiğnediler. İzmir, Bursa, Eskişehir, Sakarya, Anadolu, Trakya, İstanbul vesaire gibi en aziz yerlerimizi çiğnediler. Fakat düşmanların bu hareket tarzından daha üzücü bir nokta varsa, o da bu ülkenin yüzyıllarca başında bulunan insanların da düşman saflarına geçmiş bulunmasıdır. (kahrolsun sesleri)

Arkadaşlar; Biliyorsunuz ki, iç düşmanlar, dış düşmanların yapmağa muktedir olamayacağı kötü ve feci işler ve kötü harekette tereddüt göstermemişlerdir. Dış düşman güçleri, saydığım aziz yurt topraklarında bulunurken, padişahın iradeleri ve yayınladığı fetvalarıyla ve hilafet ordularıyla bu masum ulus şurada burada küçük görülüyor ve kandırılıyordu. Ve kendi varlığına karşı , farkına varmayarak , silah kullanıyordu ve sonunda hep bildiğimiz yönüyle Osmanlı Devleti tamamen bitti. Fakat düşmanlarımız aynı zamanda Osmanlı Devletiyle birlikte Türk Ulusunun da mahvolduğunu zannetti. İşte bunda çok aldanıyordu. Osmanlı Devleti gibi çok devletler kurmuş olan Türk Ulusu mahvolamazdı ve mahvolmamıştı. (şiddetli alkışlar) Özellikle hayatına vurulan bu darbelerden dış ve iç düşmanların acı darbelerinden birdenbire tüm uyanmalarını, tüm uyanıklığını takındı, yaşamını, şerefini kurtarmak için büyük onurla başını kaldırdı. Ve birleşerek ve dayanışarak ortaya atıldı. (şiddetli alkışlar) İşte ulusumuz o dakikadan itibaren ulusal bir devre girdi; bir halk devresinin ilkesini kurdu. Ulus bu ilkeden işe başladığı gün, kendisine hedef olan yolların ne denli yoğun karanlık içinde bulunduğunu anımsarız. Bu durum ulusu karamsarlığa düşürmedi. Büyük azim ile hedefine adımlarını attı.

Efendiler; Ulusumuz gerçek ve kesin kurtuluşa mazhar olabilmek için iki ilkeye dayanmanın koşul olduğunu anladı. Onlardan birincisi: Misak-ı Milli’nin ifade ettiği ruh ve anlam. İkincisi; Anayasamızın saptadığı değişmesi mümkün olmayan gerçeklik. Misak-ı Milli , ulusun tam bağımsızlığını sağlayan ve bunun için iktisadiyatında gelişmesine engel olan tüm nedenleri bir daha geri dönmemek üzere kaldıran bir genel kuraldır. Anayasa Osmanlı İmparatorluğu’nun, devletinin tarihe dönmüş olduğunu anlayan, onun yerine yeni Türkiye Devleti’nin geçtiğini ilan eden bir yasadır. Bu devletin yaşamında kayıtsız koşulsuz egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalacağını ifade eden yasadır. Bu yasa, egemenliğin ulusun sorumluluğunda kalabilmesi için halkın bizzat kendini yönetmesini koşul kılan bir yasadır. Artık Türkiye halkı için biricik temsilci yasal ve yürütme yetkisine haiz olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetidir diyen bir yasadır. Bab-ı Ali yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetini koyan bir yasadır. Efendiler; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetinin aldığı yönüyle tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ilkelerine dayanan ulusu zengin, ülkeyi bayındır etmekten ibarettir. (Alkışlar) Efendiler; Bu ilke gereği tüm dünya bilmelidir ki, artık Türkiye halkı;egemenliğini hiçbir kişi ve makama veremez. Egemenlik demek onur demek, haysiyet demektir. Bu ulusun bu uygarlık ve insanlık ölçülerini silmesini talep etmek onu insanlıktan çıkarmak demektir.

Efendiler; Ulusumuz bu iki esasa dayanır. Çalışmağa başladığı günden bugüne dek geçen zaman çok değil, üç buçuk, dört yıldan ibarettir, fakat ulusumuzun kazandığı başarı ve üstünlük bu yıllara sığmayacak denli çoktur, taşkındır, yüksektir ve kuvvetlidir. (Sürekli Alkışlar) Gerçekten padişah buyrukları; Hilafet orduları ve özendirme ile olan başkaldırıların tümü bastırılmıştır ve tüfeksiz, topsuz, parasız bulunduğu bir zamanda yeniden dünyanın en kudretli en büyük ordusunu oluşturmaya gücü yetmiştir. (Alkışlar) Orada daha oluşum durumundayken birinci ikinci İnönü Sakarya utkularını elde etmiş (alkışlar) ve dünyayı hayretlerde bırakan en son üstünlüğü de büyük güçle ve hızla elde ederek düşman ordularını bire kadar mahvetmiştir. ( Pek sürekli ve pek şiddetli alkışlar yaşa, var ol sesleri) Tam bağımsızlık için şu genel kural var: Ulusal egemenlik, ekonomik egemenlik ile sağlamlaştırılmalıdır. Bu denli büyük gayeler, bu benli kutsal, büyük hedefler kağıt üzerindeki genel kurallarla , arzu ve hırslarla husul bulmaz. Bunların tam gerçekleşmesini sağlamak için biricik güç, en güçlü temel iktisadiyattır. Siyasi ve askeri üstünlükler ne denli büyük olursa olsun,iktisadi zaferle taçlandırılmazsa sonunda, sonuç paydar olamaz. En güçlü ve parlak zaferimizi de taçlandıran bayındır sonuçları sağlamak için iktisadi egemenliğimizin sağlanması ve sağlamlaştırılması gereklidir. Bu denli verimli, bu denli güçlü olan yeni hükümetimizin düşmansız kalacağını farzetmek doğru değildir. Bunun için çok kundaklar koyarak yıkmaya çalışacak ve suikasde girişecekler bulunacaktır. Tüm bunlara karşı silahımız, iktisadiyatımızdaki güç v; dayanıklılık ve başarımız olacaktır.

Efendiler; Dahil olduğumuz halk devrinin, ulusal devrin ulusal tarihini de yazabilmek için kalemler, sapanlar olacaktır.(Alkışlar)Bence halk devri, iktisat devri kavramıyla ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki, ülkemiz bayındır,ulusumuz gönençli ve zengin olsun. Bu noktada bir felsefeyi anımsayınız o da: Kanaat tükenmez bir hazinedir. Bu felsefeyi yanlış yorumlama yüzünden bu ulusa büyük kötülük edilmiştir. Allah yarattığı nimet ve güzellikleri insanların yararlanması için yaratmıştır. Allah zeka ve aklı insanlara bunun için verdi. Eğer yurt kupkuru dağ ve taşlardan, viran köy, kasaba ve şehirlerden ibaret olsaydı onun zindandan farkı olmazdı. Felsefenin sahipleri ülkeyi zindan ve cehennemden başka bir şey yapmamıştı. Bu yurt çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır. Bu iktisadi etkinlik ile olanaklıdır. Öyle bir iktisat devri ki, artık ulusumuz insanca yaşamasını bilsin ve o araçları bilerek ona göre gereken önlemlere başvursun. Arzumuz şudur: Bu ülkenin bireyleri ellerinde örnekleriyle,tarım, ticaret,sanat, çalışma ve sapanın temsilcisi olsun. Artık bu ülke yoksul, ulus değersiz değil, belki ülkemiz zenginler ülkesidir. Bu yeni Türkiye’nin adına, çalışkanlar diyarı denir. (Alkışlar) İşte ulus böyle bir devir içinde bulunuyor, bu böyle bir iyi devir olacak ve tarihini yazacaktır. Bu tarihte en büyük makam çalışkanlara ait olacaktır. (alkışlar)

Efendiler; Türkiye İktisat Kongresi tarihte ilk kez yüksek mevkiye erişecek bir kongredir. Ve sizler bu ülkenin gereksinimini, ulusun gereksinimini ulusun yeteneğini ve bunun karşısında dünyada var olan çok güçlü iktisat örgütünü göz önüne alarak, alınması gereken önlemleri büyük açıklık ile görüşmeli ve saptamalısınız. O önlemler uygulandıkça ülkemiz nurlara, feyizlere batmış olsuz. Arkadaşlar; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetiniz tabii ulusun dileği dairesinde ilerleme ve yeniliğe tamamen taraftardır. Bunun için mülk ve ulusa yararlı kabul edeceğiniz önlemi memnuniyetle göz önüne alacaktır. Efendiler; İktisadiyat sahasında düşünür ve konuşurken sanılmasın ki, yabancı sermayesine düşmanız; hayır bizim ülkemiz mirası korur. Çok çalışma ve sermayeye gereksinimimiz var. Yasalarımıza uyma koşuluyla yabancı sermayelerine gereken güvenceyi vermeğe her zaman hazırız. Yabancı sermayesi bizim çalışmamıza katılsın ve bizim ile onlar için yararlı sonuçlar versin. Geçmişte, Tanzimat devrinden sonra yabancı sermayesi müstesna bir mevkiye sahipti, devlet ve hükümet yabancı sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Her yeni ulus gibi Türkiye bunu uygun göremez. Burasını tutsak ülkesi yaptırmayız. (Alkışlar)

Arkadaşlar; Son söz olarak demiştim ki: Ülkemizi artık tutsak ülkesi yaptıramayız, Dikkatinizi çekmiş olan Konferansın son görüşmeleri bu nokta ile ilgilidir. Lozan Konferansının ertelenmesi aynı sorun ve noktadan ileri gelir. Ordularımız en büyük bir zaferi elde etmişler ve yengi yürüyüşünü durduracak hiçbir engel mevcut değildi. Böyle bir zamanda İtilaf Devletleri doğal hukukumuzu ve yasallığımızı görüşme ile halledeceklerini söylediler ve bizi konferansa çağırdılar. Ulus, Meclis ve Hükümetimiz içten olarak barış taraftarı bulunduğu için üstün ordularımızı durdurarak, delege kurulumuzu Lozan’a gönderdik. Aylardan beri görüşmeler, tartışmalar sürdü. Muhataplarımız hukukumuzu tasdik etmiş olmadı. Konferanstaki muhataplarımız bizimle üç dört yıllık değil, üç yüz ve dört yüz yıllık hesapları görüyorlar ve hala muhataplarımız Osmanlı Devleti’nin tarihe karıştığını ve bugün yeni Türkiye’nin varlığını, bunu kuran ulusun çok azimkar, imanlı ve yiğit olduğunu, tam bağımsızlığı ve ulusal egemenliğinden zerre kadar özveride bulunamayacağını hala anlayamamışlardır. Bu yüzden İtilaf Devletleri duraksamaya düştü. İstedikleri denli duraksayabilirler. Bu ulus için duraksama devirleri çoktan geçmiştir. (Pek sürekli ve pek güçlü alkışlar) Devletlerin delege kurulumuza verdikleri son proje doğal olarak kabul edilebilir görülmedi. Ve diğer delegeler gibi bizimkiler de geri dönüyorlar. Tabii gensoru olacaktır. Sonuçta tüm dünya bilsin ki, bu ulus tam bağımsızlığının sağlandığını görmedikçe yürümeğe başladığı yoldan bir an durmayacaktır. (Alkışlar) Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz, her uygar ulusun sahip olduğu şeylerden mahrum edilmemeliyiz. Haklarımız doğal olarak yasaldır, bize gereklidir. Ne denli haklı isek bunu savunma için de ülke ve ulusumuzun yeteneği ve gücü de o kadardır. (Alkışlar)

Efendiler; Görülüyor ki bu denli kesin ve yüksek bir askeri zaferden sonra da bizi barışa kavuşmaktan engelleyen neden doğrudan doğruya ekonomik araçlardır,iktisadi düşüncedir. Çünkü bu devlet, bu ulus iktisadi egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü temel üzerinde yerleşmiş ve yükselmeğe başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olamayacaktır. İşte düşmanlarımızın, gerçek düşmanlarımızın olur vermedikleri, bir türlü rıza göstermedikleri budur.

Efendiler; Bu eylemsel gerçekleşmiştir. Barış denen şeyin sağlanması için yabancıların bu gerçeği itiraf etmemekteki duraksamalarına mantıksal anlam vermek mümkün değildir. Çok arzuya değerdir ki , pek yakın zamanda onlar da bu gerçeği itiraf ederler ve tüm dünya uygarlığının pek büyük istek ve hasretle beklediği barış toplantısına engel olmak sorumluluğundan çekinirler. Şimdiden yaşamsal araçlarımızı sağlamaya başlamış bulunuyoruz. Ve doğal olarak barış durumunun toplanmasında daha büyük gelişmeler oluyor. Fakat başarılı olmak için çok çalışmak gerektiğini bilmeliyiz. İktisadiyat, iktisadiyat diyoruz. Fakat arkadaşlar iktisadiyat demek her şey demektir. Yaşamak için, mesut olmak için, insan varlığı için ne gerekirse bunların tümü demektir, tarım demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.Tüm bu konularda şu anda ülke ve ulusumuzun ne durumda olduğunu sizler çok güzel bilirsiniz. Nitelemek istemeyeceğim. Ancak ülkemizin bolluğu ve nüfusumuzun bu bollukla ne kadar uygun olmadığını da anımsayınız. Bu miras ve verimli toprakları işleyebilmek, işletebilmek için eksik olan el emeğini hemen fenni alet ile gidermek zorunluluğundayız. Ülkemizi bundan başka şimendiferler ile ve üzerinde otomobiller çalışır şoseler ile şebeke durumuna getirmek zorundayız. Çünkü batının ve dünyanın araçları bunlar oldukça, şimendiferler oldukça, bunlara karşı merkepler ve kağnı ile ve tabii yollar üzerinde yarışmaya çıkışmanın anlamı yoktur.

Ülkemiz tarım ülkesidir. Bu itibarla, halkımızın çoğunluğu çiftçidir., çobandır. Bundan dolayı en büyük gücü, kudreti bu sahada gösterebiliriz ve bu sahada önemli yarışma alanlarına atılabiliriz. Fakat aynı zamanda sanayimizi de güçlendirmek ve genişletmek zorundayız. Eğer sanat konusunda yine müsamahakar olursak, o durumda sanayi ürünlerinde yine dışarının haraç vericisi oluruz, ürünler ve yapılmışların değişimi ve servete çevrilmesi için ticarete gereksinimimiz vardır. Ticaretimizin yabancılar elinde kalması ülkemizin servetinden gereği kadar istifade edememeğe neden olur. Fakat tüm bunlar söylendiği denli basit ve kolay olmayan şeylerdir. Bunda başarılı olabilmek için gerçekten ülkenin ve ulusun gereksinimine mutabık esaslı program üzerinde tüm ulusun birleşmiş ve uyum içinde olarak çalışması gereklidir. Yüce kurulunuz bu temellerin en değerlilerini inşallah bulup ortaya koyacaksınız. “Arkadaşlar bence yeni devletimizin , yeni hükümetimizin tüm esasları, tüm programları iktisat programından çıkmalıdır. Çünkü demin dediğim gibi her şey bunun içinde sarılıdır. Bundan böyle çocuklarımızı o suretle öğretmeli ve eğitmeliyiz, onlara bu suretle bilim ve irfan vermeliyiz ki, tarım ve sanayide tüm bunların etkinlik alanlarında verimli olsunlar,etkili olsunlar, eylemli bir öğe olsunlar.” Bundan dolayı eğitim programımız gerek ilk öğretimde, gerek orta öğretimde verilecek tüm şeyler bu bakış açısına göre olmalıdır Eğitim programlarımız gibi devlet şubeleri için düşünülecek programlar da iktisat programına dayanmaktan kendini kurtaramazlar. Temelli bir program saptamak, program üzerine tüm ulusu uyum içinde çalıştırmak gerekir. Bizim halkımızın çıkarı bir diğerinden ayrılır sınıf biçiminde değil özellikle varlıkları ve çalışma sonucu yek diğerine gereken sınıflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyenler çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır ve işçidir. Bunların hangisi diğerinin karşıtı olabilir. Çiftçinin sanatkara; sanatkarın çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunların tümüne, bir diğerine ve işçiye muhtaç olduğunu kim inkar edebilir? Bugün varolan fabrikalarımızda ve daha çok olmasını dilediğimiz kendi işçimiz çalışmalıdır. Müreffeh ve memnun olarak çalışmalıdır. Ve tüm bu saydığımız sınıflar aynı zamanda zengin olmalıdır. Ve yaşamın gerçek lezzetini tada bilmelidir ki, çalışmak için kudret ve kuvvet bulabilsin. Bundan dolayı programdan bahsedildiği zaman adeta diyebiliriz ki, tüm halk için bir çalışma ulusal andı içeriğinde olan program çevresinde toplanmakta oluşacak olan siyasi biçim ise gelişi güzel bir parti biçiminde tasavvur edilmemek gerekir ve barıştan sonra oluşabilecek böyle bir siyasi şeklin şimdiye dek olduğu gibi ulusun azim ve imanıyla birlik ve dayanışmasının birbirine yardımcı olmasıyla başarılı olacağı hakkında kanı güçlüdür ve tamdır.

Efendiler, Yüce kurulunuzun bugün gerçekleştirmiş olduğu Türkiye İktisat Kongresi çok önemlidir. Çok tarihidir. Nasıl ki, Erzurum Kongresi felaket noktasına gelmiş olan bu ulusu kurtarmak konusunda Misak-ı Millinin( ulusal Andın) ve Anayasanın ilk temel taşlarını sağlama konusunda etken olmuş, etkili olmuş, girişimci olmuş ve bundan dolayı tarihimizde, ulusal tarihimizde en değerli ve en yüksek anıyı hazırlamış ise, kongreniz de ulusun ve ülkenin yaşam ve gerçek kurtuluşunu sağlamaya yarayacak olan genel kuralların temel taşlarını ve esaslarını hazırlayıp ortaya koymak suretiyle tarihte büyük namı ve çok değerli bir anıyı sağlayacaktır. (Alkışlar) Bu denli değerli ve tarihi kongrenizi açmak onurunu bana bahşettiğinizden dolayı özellikle teşekkürlerimi sunarım (alkışlar) (estağfurullah sesleri) ve böyle bir kongreyi gerçekleştiren sizlersiniz. Bundan dolayı sizi tebrike değer görür ve tebrik ederim. (Teşekkür ederiz sesleri) Kongre açılmıştır efendim.



Kaynak: İnan, Afet: İzmir İktisat Kongresi, Ankara, 1982, s: 57-69 (GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ: HACER - YAVUZ ÖZMAKAS)
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
orhan3307
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 03, 2007
İletiler: 241

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 11:43 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Alıntı:

Japon ev kadını Yukiko İkebe, carry trade yaparak iki yılda 3.4 milyon dolar kazandı. Kazandığı paralarla lüks tatiller yapan, pahalı giysi ve mücevherler alan İkebe, vergisini ödemeyi unutunca kendisini hakim karşısında buldu.

Döviz işlemleriyle 3.4 milyon dolar kazanan 60 yaşındaki Japon ev kadını Yukiko İkebe, kazandığı paraların vergisini ödemeyince hapse mahkum oldu. Mainichi gazetesinin haberine göre, dün sonuçlanan davada 2003ile 2005 yılları arasında yaptığı işlemlerden dolayı kazandığı paraların vergini ödemeyen İkebe, önce hapse mahkum oldu ancak mahkeme iyk kez ceza alması ve iyi halinden dolayı para cezasına çevirdi. Nikkei haber ajansı da; Yukiko İkebe'nin annesinden miras kalan parayla 2003 yılında başladığı carry trade işlemleriyle kazandığı 3.4 milyon doların bir bölümünü akrabalarının adına açtığı hesaplara yatırarak gizlemeye çalıştığını yazdı. Ikebe, kazandığı paranın büyük bölümünü pahalı kimonolar, mücevherler ve tatillere harcamış. Hakim Takuo Sato, Yukiko İkebe'nin 'bir vatandaş olarak' görevlerinin neler olduğunu acı bir şekilde öğrendiğini söyledi.

15 MİLYAR DOLAR DÖNÜYOR
Yukiko İkebe gibi “carry trade” yapan Japon kadınlarının ilgisi özellikle Türk lirası ve Yeni Zelanda dolarında yoğunlaşıyor. Japonya’da düşük faizli para biriminden borçlanıp getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen “carry trade” geleneksel giysili Japon ev kadınları arasında hızla yaygınlaşıyor. Tokyo’da parkta çocuklarını gezdirirken, bir yandan da cep telefonundan döviz kurlarını takip eden kimonoli kadınlar görmek mümkün. Özellikle Türk lirası ile ilgilenen "kimonolu yatırımcılar" için Japonya'da son bir yılda kadınlara yönelik 8 yeni yatırım dergisinin piyasaya çıktı. Japonya’da carry trade yapanların günlük işlem hacminin 15 milyar doları bulduğu belirtiliyor.

TCMB'NİN KORKULU RÜYASI
Kimonolu yatırımcılar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın da korkulu rüyası konumunda. Yenin yüzde 0.5 faizi ile, örneğin, Yeni Zelanda dolarının yüzde 8.25 veya Türk lirasının yüzde 17.5 faizi arasında büyük bir fark bulunuyor. Türkiye’nin kabusu, Japon evkadınlarının ilgisinin azalarak liradan çekilmeleri ve çökmesine neden olmaları olarak belirtiliyor. Japon ev kadınlarının liraya spektaküler hücumu karşısında tek donakalan Türk hükümeti değil. İki ay önce Yeni Zelanda hükümeti dolar satarak piyasaya müdahale etmeye çalıştığında çabaları hemen Japon yatırımcılar tarafından etkisiz hale getirilmişti.

http://www.gazeteport.com.tr/NEWS/GP_059816
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
orhan3307
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 03, 2007
İletiler: 241

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 11:48 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Alıntı:

Amerikan mortgage masalı

Türk ekonomisi çatırdarken, seçim öncesi ekonominin muhteşem durumda olduğu konusunda mangalda kül bırakmayan Ampul kurmayları ve yalaka basındaki yandaş kalemler dilini yutmuş gibi. Kendileri şimdilerde yeni bir yalanı geveleyip duruyorlar bu kötü durum için; “Amerikan mortgage sistemindeki kötü durum” sebepmiş son olaylara. Yemezler...
Neden mi? Bakın Amerika’da ekonominin üç itici gücünden biri olan inşaat sektörü (Öteki ikisi savunma ve oto sanayii ama oto sanayi son yıllarda göçmüş durumda, savunma sanayii de savaş çıkarılmasına bağlı) 2005 yılından önce yavaş, sonra hızlanarak inişe geçmiş durumdaydı. Bu durum 2006 sonunda hızlandı 2007’de çöküş başladı. Ve hatta ABD eski Federal Rezerv Başkanı Greenspan, Eylül ayında Amerikan ekonomisinde büyük bir kriz bekleneceği uyarısını yaptı. Yalnız dikkatinizi çekerim, tam da Türkiye’de Ampul takımı mortgage palavrasını, ABD mortgage şirketleri göçerken pompalamaya başladı.
Amerika’daki durumun altında yatan gerçek sebep, kötü giden ekonomi nedeniyle ücret artışı olmaması ve dolayısıyla pahalıya alınan evlerin aylık taksitlerini alıcıların ödeyememesiydi. Bankalar paralarını kurtarmak için bu evlere el koyarak satışa çıkardı. Bugün bu durumdaki şahıs ve ev sayısı 140. 000 civarında. Ancak durum o kadar kötüleşti ki, bankalar veya mortgage şirketleri el koydukları evleri kendi alacakları olan bedele bile satamamaya başladı. Sonuçta sermaye tehlikeye düşünce, ekonomik kriz patlak verdi. Son yıllarda ABD’de eski ve yeni ev satışları durmuş durumda.
Bu durum daha önce de vurguladığım gibi yeni değil, yaklaşık üç yıldır giderek artan bir şekilde devam ediyor. Şimdi gelelim işin Türkiye ile ilgili ilginç yanına. ABD’de ev kredisini, yani mortgage denilen borç parayı, yalnız bankalar vermez. Hatta bankaların kredi faiz oranları yüksek olduğu için, özel sermaye şirketleri daha fazla kredi dağıtır. Bu şirketler bankalardan daha fazla faiz verdikleri için, birikmiş paralarını çalıştırmak isteyen kişilerin birikimlerini işletir ve komisyon alır.
Bu şirketlere ait bir kısım paranın da kolay kâr veren ve şimdilerde tam bir rulet durumuna giren Türk borsalarında kullanıldığını biliyoruz. İşin garibi, seçim öncesi sıkıntı içinde bulunan bu sermaye şirketleri, ne hikmetse Türkiye’de poker veya rulet oynadıkları paralarını çekmedi veya çektirilmedi. Dolayısıyla dünyada dolar tırmanırken, Türkiye’de dolar neredeyse 1YTL düzeyine düştü. Tabii seçimde ortakları başarı kazanır kazanmaz, vurun abalıya hesabı Amerikan doları tırmanmaya başladı.
Ben ABD’de konuşurken bir ekonomi uzmanı Türk Lirası-Amerikan doları oranının 2YTL ve üzerinde olması gerektiğini söylemişti. Dün gene aynı şahısla yaptığım telefon görüşmesinde, bu noktaya yıl sonuna kadar tam bir mehter yürüyüşü ile iki yükselip bir düşerek ulaşmasını beklediklerini söyledi. Demek ki uluslararası sermaye kendi çıkarları için ampul takımını işbaşına getirmek amacıyla zararı bile sinesine çekti. Anlayın kimi, kimlerin seçtiğini.
Şimdi bu ekonomik gelişme ışığında benim Türkiye’nin siyasi ve ekonomik sorunlarını çözecek bazı önemli önerilerim var.
Düşünün Türkiye, milli ve özel bankalarını yabancılara satmadı mı?
Arsalarımızı ve topraklarımızı yabancılara satmıyor mu?
Gazetelerini, televizyon istasyonlarını yabancılar almıyor mu?
Futbol takımlarında futbolcuların üçte ikisini yabancılar oluşturmuyor mu?
Doktor sıkıntısı var diye doktor ithal etmeye kalkmadı mı?
Gıda şirketleri ve şimdilerde nehir ve akarsular da satılmaya hazırlanmıyor mu?
Askerimizin paralı olarak başka yerlerde lejyoner gibi para karşılığı çarpışması önerilmedi mi?
Mahkemelerle baş edemeyenler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmiyor mu?
Cumhuriyetin kuruluşundan beri halkın alın teri ile kurulan kurum ve kuruluşları yabancılara satmadılar mı?

Bu liste uzar gider...
Pekii o zaman, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığını da ihaleye çıkarıp en yüksek parayı verene teslim etsek bu güne kadar kaybettiklerimizden daha fazla mı kaybederiz?
Uğraşmadan, kavga etmeden Cumhurbaşkanlığını da Araplara veya Dubai şeyhine ihale ile verelim biz de kurtulalım olsun bitsin...


SAVAŞ SÜZAL

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=407
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 12:01 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Ben artık demokrasiden ümidimi kestim.Bunlarla anlayacağı dilden mücadele edilip oradan atılmaları ve defedilmeleri gerektiğine şiddetle inanıyorum.Bizim iktidar falan olmayı bekleyecek zamanımız falan yok.
Size gerekçelerimden bir tanesini söyleyeceğim;neden böyle düşünüyorum?
Yeni hazırladıkları anayasa taslağının şu maddesine bir bakın Allah aşkına!
vatan gazetesinden alıntıdır:
Alıntı:
Devletçilik ilkesi kalkıyor

Anayasa taslağı serbest piyasa ekonomisinin işleyişini kolaylaştırıcı bir felsefe ile yazıldı. Bu doğrultuda mevcut Anayasa’nın “Devletleştirme ve Özelleştirme” başlıklı 47. maddesindeki “Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir” hükmü kaldırılıyor. Böylece liberal ekonomiden dönülmesi ve “devletleştirme” yapılmasının önü kesiliyor.


Bunun anlamı ne demek biliyor musunuz?Gerek duyduğumuzda petkim i,telekomu,bu gibi kurumları geri alamıyacağız demek!
Şimdi soruyorum bunun sakıncaların düşünebiliyor musunuz?
Adam almış dtp yi arkasına 367 si var.Anayasaya getirip bu maddeyi dayayacak.Peki ben bu şirketleri nasıl geri alacağım?367 bulup değiştirerek!Buna inanan bir Allah ın kulu var mı?Ya ne hakkı var bu adamların liberal ekonomiyi anayasaya yazmaya?Anayasaya yazılacak başka şey kalmadı mı?Bu sistem zaten çoktan çöktü.Yahudiler ayakta tutuyorlar.Avrupada bile ingiltere dahil batmayan ,batırmadıkları ülke kalmadı.Sen devletin anayasasından Atatürkçülüğün altını oyacaksın,etnik dilleri getirip öğretim yapma hakkını kanun ile vereceksin;ama ekonomik modeli değiştiremiyeceksin.
Benim de ülkenin de 367 yi bulup bunları değiştirmeye ne tahammülümüz var,ne de zaman.Onun için bu ard niyetli adamların partileri kapatılacak ve darmadağın edilecekler.Bunun başka yolu yok.Keşke olsaydı!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 7:16 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Çare 9 ışık dır.Çözüm 9 ışıktır!9 Işık binlerce yıllık Türk tarihinin gerçeklerinin ta kendisi;Atatürk ün kutlu yolunun devamıdır.
Bu görüş dışına çıkan ekonomik ve sosyal bir görüşün,hiçbir
"izm"'in bu ülkeye bir hayrı yoktur.Dünyada hiçbir millete benzemeyen,kendine has özellikleri olan Türk milleti;başka devletlerin uyguladığı sosyal ve ekonomik düzenlerle kalkınamaz.Kalkınıyorum sanır.
Oysa geleceğini satmaktadır.9 ışık güncelliğini hiçbir zaman kaybetmez.
O doktrinde yüzlerce Türk evladının,Türk çünün; aklı,emeği,kültürü ve bilgisi vardır.Başka hiçbir örneğe ihtiyacımız yoktur.1923-38 yılları arası;
harp den dünyanın borcu sırtına vurulmuş halde perişan bir ekonomi ile çıkan Türkiye Cumhuriyeti bu 15 yıllık sürede;ortalam %15 kalkınma hızını bu iktisadi anlayış ile başarmıştır.
1-Enerji sorunu kesinlikle halledilecek ve enerji maliyetleri düşecek.
2-Büyük bir üretim seferberliği
3-Devlet her alanda ekonomiyi kontrol edecek,özel teşebbüs devletin çok sıkı kontrolu altında olacak.Her türlü tekel kırılacak.
4-Kredi ve teşvikler ;5-10 holdinge değil;küçük sanayii,tarım kesimi ve esnafa aktarılacak.Musluklar artık bunlara çevrilecek.
Bunlar yapılmadıkça Türkiye yi tüsiadlar,müsiadlar,3-5 aile idare edip yönlendirmeye devam eder.
Bu gün elektiriğinin %55 ini,dışarıdan doğal gaz satın alarak üreten bir ülkenin sanayii nin hamle yapması ve devlerle rekabeti mümkün değildir!
Madenlerini işletemeyen,petrolünü çıkaramayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir.Eğitimde milli,ekonomide milli,siyasette milli bir model uygulanmadıkça;o gelir bu gider,ama bir şey değişmez.
SANAYİİ=ENERJİ enerjin kadar konuşursun.Daha bunu bile halledemedik.
Çuvalın dibindeki delik yamanacak,kaçak olmayacak,kaynaklar akılcı kullanılacak,yatırımda öncelik en kısa vadede gelire dönüşen tesislere yapılacak.Siyasi rüşvet olarak hiçbir yatırım yapılmayacak.Nakliye fiatları toplu taşımaya geçerek bir an önce düşürülecek.Bunu dışındaki laflar,borsalar,şunlar bunlar hepsi oyun,hepsi yalan!Üretim olacak,rant değil!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
orhan3307
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Aug 03, 2007
İletiler: 241

İletiTarih: Cmt Ağu 25, 2007 8:26 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

kadir21 demiş ki;

Alıntı:

Bunu dışındaki laflar,borsalar,şunlar bunlar hepsi oyun,hepsi yalan!Üretim olacak,rant değil!


Elbette ekonominin temeli üretimdir.Ancak öyle bir bilgi kirlenmesi var ki tarladaki çiftçi bile ekonomi denince borsayı, doları, faizi anlıyor.
Rantiyecilerden hesap soracağız diyerek siyasi ikbal kazananlar rantiyenin bekçisi oldular.
Mesela borsada hisse alan yatırımcı bu işten kar ettiğinde Türk vatandaşı ise %10 stopaj vergisi ödüyor, yabancı ise hiç bir şey ödemiyor.Borsanın %70 i yabancıların elinde.Genelkurmay başkanı Türkiye'nin güvenliği veya geleceği konusunda ağzını açtığı zaman başbakan tarafından borsayı düşürmekle suçlanıp halkın gözünden düşürülmeye çalışılıyor.
Bu konuda başarılıda oluyor.Genelkurmay başkanı borsa düşmesin diye en hayati konularda bile görüş beyan edemiyor.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

Sayfa: 1, 2  Sonraki »  


 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizisilemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB

alt1
1998-2007 Bozkurt NET
alt1
1998-2010 BOZKURT NET
--------------------------------------
Web sitemiz PHP-Nuke (© 2003) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.
alt1